Demokrat Eğitimciler Sendikasına Açık Mektup

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Demokrat Eğitimciler Sendikasına Açık Mektup

Çakma demokratlık ve eğitimcilik üzerinde yükselen çakma araştırmalara ve sonuçlarına itiraz zaruretinden doğan cevap hakkımızdır!

Geçen günlerde Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) kuruluşu olan DES Stratejik Araştırmalar Merkezi (DESAM)'ın çakma olduğu anlaşılan sözde bir İnternet Kafe Araştırması, basın açıklamasıyla gündeme geldi.

http://www.iha.com.tr/haber-internet-ogrencileri-olumsuz-etkiliyor-154419/

demokrat egitimci 1Açıklamada İnternet kafeler hedef alınmış gibi olsa da, asılda internet olgusunun zararlı kullanımına dikkat çekildiği bu konuda ailelere uyarılarda bulunulduğu görülmektedir. Yine açıklamanın bütününe baktığımızda, Türkiye'nin internet kullanıcı sayısı açısından Avrupa yedincisi olmasına karşın internet başında geçirilen saatler ve ziyaret edilen sayfa adedi kategorilerinde birinci olduğu, Nisan ayında Türkiye'de 15 yaş üzerinde 17.8 milyon insanın internet kullandığı türü, reel tespitlere dayanan bir takım verilerin kullanıldığı görülmektedir.

Ne demek istiyoruz? Demokrat Eğitimciler Sendikası’nın kuruluşu olan DES Stratejik Araştırmalar Merkezi (DESAM)'ın İnternet Kafe Araştırması diye bir araştırması yok. Böyle bir araştırma olmaksızın, ilgililer, gündeme gelmek amacıyla masa başında bir basın bildirisi yayınlamışlar. İnternetcafeleri günah keçisi ilan ederek gerçek dışı bilgilerle mahkum etmişler. Seçim yaklaşıyor, acaba birileri mış gibi yaparak ve de Sayın başbakanımız nezdinde nitelikliymiş havası yaratarak vekil olmak veya bir yerlere mi gelmek istiyor!

Evet bu vesileyle, bilgisi olmaksızın, fikirleri olan ve üstelik eğitimci, dahası demokrat kisvesi altındaki bu arkadaşlar kimdir diye merak ettik. Yaklaşımları demokratça değildi ama Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) gibi bir kuruluşun üyeleriydi. Üstelik kuruluşu olan Stratejik Araştırmalar Merkezi (DESAM) gibi fiyakalı ve cafcaflı bir de araştırma merkezine de sahiptiler! Doğrusu sözel olarak sitelerinde ifade ettikleri demokrat fikirlere sempati ve yakınlık duyduk. Ancak yine de bu sempatimiz yaptıklarını yüzlerine vurmamızı engel değil. Zira Ziya Paşa’nın şiirindeki ''en ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun (en ummadığın kişiler bile senin içinin gizlerini keşfeder) sen herkesi kör âlemi sersem mi sanırsın'' hükmünce herkes yaptığını ve sorumluluğunu bilmeli, kimseyi ahmak yerine koymamalı!


İİKO olarak sendikanın sorumlularına soruyoruz. Nasıl bir araştırma yaptınız? Açıkladığınız verileri nerelerden hangi bilimsel esaslar çerçevesinde topladınız ? Biraz daha açalım. Verdiğiniz sayılar sorunlu. Nicel olarak, “ne kadar?” “ne miktarda? “ne kadar sık?” ve “ne kadar yaygın?” sorularının araştırmanızdaki cevapları ve cevapların dayandığı somut belgeleri görmek isteriz. Nitel olarakta, sayısal verilerin açıklanmasını içeren “Neden?” “Nasıl?” ve “Ne şekilde?” sorularının cevaplarını bekleriz. Bu da yetmez! Araştırmacınızın ve araştırma gurubunuzun, çalışmasında Olay ve olguların dışında, yansız ve nesnel olması, olay ve olgulara dahil, öznel perspektifi olan ve empatik olması da beklenir! Varılan sonuçları açıklama biçiminden araştırmanızda bu özelliklerin de olmadığı tespit edilebilmektedir. Dolayısıyla çakma olduğu açıkça anlaşılan çalışmanıza menfi bakışımız son derece tabiidir. Kalp bir araştırmayı nasıl var sayalım? Sendikanın basın açıklamasında verilen bilgiler, belki bir yerlerde yıllar önce söylenmiş yalan yanlış sözlere, çok önceleri yapılmış bazı araştırma sonuçlarına ve de başka kurumlarca yapılmış yeni bazı araştırmaların sonuçlarından devşirilen alıntılara dayanmaktadır. Sonuçta ortaya eklektik ve nesebi gayr-i sahih bir sözde araştırma ve açıklama çıkmıştır.

Demokrat eğitimciler yaptıkları açıklamada internet kullanımının zararlı etkileri üzerinden internetcafeleri infaz etmişlerdir. Bu mantığın varacağı sonuç şudur. Bu zararları ortadan kaldırmak için önce, internetcafeler ortadan kaldırılacak, sonra da internet kullanımı sınırlandırmaya çalışılarak olumlu veya olumsuz bütün etkileri giderilecek, yok edilecektir!!! Sağdan soldan topladıkları ipe sapa gelmez bilgileri bir basın bildirisiyle kamoyuna yayanların internet kafelerin işleyişi ve sorunları hakkında hiçbir bilgisi olmadığı açıktır. Örneğin İnternetKafelere devam eden öğrencilerin yüzde 12'si erotik sitelere girmektedir, hükmüne nasıl varılmıştır. Böyle bir şey, 4 yıl önce belki olabilirdi. Ama günümüz için asla mümkün değildir. Kafe işletmecilerini pornocu ilan eden bu anlayışı şiddetle kınıyoruz. Demokratlık iddiasındaki eğitimcilere tavsiye ediyoruz. Çocuklarınızı porno ve zararlı sitelerden korumak istiyorsanız, özellikle iyi bir intenet kafeye yollayınız. Neden mi ? Açıklayalım! Her şeyden önce kafe işletmecileri de bu memleketin örfüyle adetiyle, değerleriyle yetişmiş iyi aile reisleri veya fertleridir. Kendi çocuğumuzu bu zararlı içeriklerden nasıl koruyorsak ülkemizin çocuklarını da aynı uyanık dimağ ve bilinçle koruruz. Ayrıca yasalar da bu konularda gereken tedbirleri almış ve gelişen yeni durumlara göre almaktadır. 2007 Yılında resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 5651 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun” ve bu kanuna istinaden çıkarılan, internet kafelerin uyacakları kural ve nizamları düzenleyen “İnternet Toplu Kullanım Sağlayıcı Hakkında Yönetmelik” yasalara uymayanları çok ağır yaptırımlara muhatap kılmaktadır. Söz konusu yönetmeliğin 5., 9., 10., ve 11. maddelerini dikkatle incelemenizi tavsiye ediyoruz. İlgili yönetmeliğin 5-a ve 5-c maddesine göre faaliyette bulunan her internet kafe bağlı bulunduğu bölgede mülki idare amirliklerine müracaat etmek zorundadır. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) tarafından onaylanmış filtre yazılımının lisansını ibraz ederek “Ticari Amaçlı Toplu Kullanım Sağlayıcı İzin Belgesini” almayan işletmenin, çalışmasına izin verilmez. Ruhsatı olmayan işletmeye de bu belge asla verilmez. Dolaysıyla yasal olan hiçbir internet kafe denetimsiz değildir ve buralarda yasal olmayan sitelere girilemez. Girilirse ne olur? Kafe sahibi öyle yaptırımlarla karşılaşır ki, ya ruhsatı iptal edilir ya da iflas eder ve işi bırakmak zorunda kalır.

Evet İnternet kafeler TİB onayı ve takibi altında olan WebFiltre yazılımlarını kullanırlar. Bu yazılımların bazı önemli özellikleri mevcuttur. Mesela kara listeleri her hafta birkaç defa TİB’in sağladığı yeni yasaklı site adreslerinin yazılıma otomatik eklenmesiyle güncellenir. Mesela herhangi bir kafe filtre güncellemesini almaz ise bu TİB tarafından anında tespit edilir. Güncellemeleri yayınlandığında TİB bu güncellemeleri hangi kafelerin aldığını isim isim, adres adres bilir! Gelen denetimcinin programın güncellemelerini alıp almadığını ve gün içinde WebFiltre yazılımlarının kapatılıp kapatılmadığını kolaylıkla tespit edebilecekleri arayüzleri vardır. Bu arayüzden denetim esnasında kafede o an açık olan PC’lerde Webfiltre yazılımının çalışıp çalışmadığı da görülmektedir. Kafeci bununla birlikte kamera ve İç IP dağıtım LOG’u tutmak zorundadır. Denetimlerde eksik tespit edilen her konu için kafeciye ayrı ayrı “3.000 TL ila 15.000 TL” arasında idari para cezası uygulanır. Ayrıca internet kafeler bu ülke tarihinde başka hiçbir esnaf grubunun tabii olmadığı sıklıkta denetlenir. Dolayısı ile internet kafecilerin yasaların amir hükümlerine aykırı davranması kolay kolay mümkün değildir.

demokrat egitimci 2Demokrat Eğitimciler araştırma sonucunda Türkiye genelinde 8 bini kayıtlı 12 binin üzerinde internet kafe bulunduğunu söylemektedir? Yani 20 bin kafenin 12 bini kayıtsızmış! Nasıl tespit ettiniz? Kolayca tespiti mümkün olan bir bilgide bile, böyle bir hatayı nasıl yaptınız? Yukarıda açıkladığımız üzere TİB’den onaylanmış filtre yazılımının lisansını ibraz ederek alan işletme sayısı Telekomünikasyon İletişim Başkanı Fethi Şimşek’in açıklamasına göre 22.500’dür. Aktif olarak çalışan, yazılım sayısı ise 19.700’dür. Bu oran işletmelerin % 90’nda filtre kullanıldığını açık bir şekilde tespit etmektedir. Sistemde gözükmeyen bazı işletmeler de, yazımları kullanamadığı için değil başka sebeplerle sistemce tespit edilememektedir. Bazılarının sabit IP numaları değiştirilmiştir. İşletme sahiplerinin bundan haberi yoktur. Haberdar olanlarda bu işlemin bağlı bulundukları kaymakamlığa bildirilmesi gerektiği konusunda bilgisizdirler. Bazı işletmelerde ise kapandıkları halde kapanış muameleleri yapılmamış veya gecikmiştir. Dolayısıyla TİB teknik ve bürokratik sebeplerle bu işletmelerin lisansları kullanımını sistemde görememekte ve tespit edememektedir. Bu gibi aksaklıkları da hesap ettiğimizde Türkiye’deki kafelerin % 93-95’inin filtre kullandığı tespit edilebilir. Bu verilerden de anlaşıldığı üzere % 5-7 gibi bir oran kafe işletmecisinin filtre kullanmadan çalışabilmektedir. Bu durum sır değildir. İlgili kurumların teknik takibinden çıkartılabilmekte ve denetlenebilmektedir.


Demokrat Eğitimciler Sendikası şunu bilmelidir ki; Bu %5-7 oranındaki işletmeci, kasap olsa, eşek eti, kedi köpek eti satardı? Doktor veya eczacı olsa, ilaç veya tıbbi işlem yolsuzluklarına karışırdı. Bilim adamı olsa, başkalarının emeklerini çalar çırpardı. Öğretmen olsa, derste öğretmediğini özel derste öğretir veya kitapçılarla kırtasiyecilerle dershanelerle ortak çalışıp öğrencilerini soyardı? Yani bu durum bir ahlak sorunudur.

Sizler eğitimcisiniz, çok iyi bilirsiniz. Ahlaksızlıkta, ahlakta ancak bir takım oyunu olduğunda gerçekleşebilir. Herkesin birden bu değirmene su taşıması gerekir. Şimdi biz size soruyoruz. Yapmadığınız araştırmayı yapmış gibi, yapmak, yalan yanlış bilgilerle kamuoyunu yanıltmak, internet kafecilerin ekmeğiyle oynanacak bir süreci başlatmada tetikçilik yapmak nasıl bir ahlakın gereği!

Prof.Dr. Doğan Cüceloğlu’nu tanır mısınız bilmiyoruz. Bütün ülkenin çok saygı duyduğu, gerçek demokrat, bir bilim adamı ve eğitimcidir. Onun “Mış gibi yaşamlar” adlı kitabını sizlere tavsiye ediyoruz. Ancak biliyoruz ki, kitabı okumak başka şey, anlayıp ders çıkarmak başka şeydir. Size Cüceloğlu hocadan bir hatırayı nakledersek meramımızı belki daha net anlatabiliriz. Hoca bir hatırasında şöyle diyor;

“Amerika’dan gelen misafirime su verdim, boğazına kaçtı, öksürdü, “helal” dedim. Anlamadı. Ne anlama geliyor diye yüzüme baktı. Anlatmaya çalıştım. Amerika’da 25 yıl bulunmuş, orada ders vermiş biri olarak kavramın bizdeki anlamını veremediğimin farkındaydım. Amerikan İngilizcesinde bu denli güçlü bir kavram bulamıyordum. “Helal” kavramını daha iyi anlatabilmek için “haram” kavramını anlatmaya çalıştım. Suyu ben verdim; verdiğim suyu helal ediyorum, bu sana haram değil, sana bir kötülük olmasın diyerek niyetimi belli ettim. Helal etmesen ne olur dedi. “Kul hakkıyla karşıma gelmeyin” anlayışından söz ettim. Dikkatle dinledi. Bu dediğin bir değer olarak yaşıyor mu, yoksa bir slogan gibi konuşulan alışkanlık haline gelmiş bir söz mü? diye sordu. Ne fark eder eder? diye sordum. Gerçekten değer olarak yaşıyorsa ülkenizde rüşvet ve hak yeme olmaması, insanların birbirini kazıklamadığı bir toplum olmanız gerekir diye düşünüyorum, dedi.

Göz göze bakıştık. Yalan söyleyemedim. Biz dedim, yalan söyler, kazık atar ve hak yeriz. Ama dürüstlüğü dilimizden düşürmeyiz. Güçsüzsen, arkan yoksa, sıradan vatandaşsan, bu ülkede hakkını araman zor, elde etmen daha da zor. Örneğin, rüşvet vermeden inşaat ruhsatı alman mümkün değildir ve bunu herkes bilir. Rüşvet alanların çoğu oruç tutar, rüşvet alan belediyeler Ramazanda iftar sofraları kurar ve bu sofralarda hakkını helal etmekle ilgili konuşursan, Yüce Allah’ın “karşıma kul hakkıyla çıkmayın,” dediği bir dinimiz olduğu söylenir. Bunu rüşvet alanlar söyler. Söylediğimiz yalana inanana enayi olarak bakarız ve onu kazıklamaya hak kazanırız. Ama içtiğin suyu helal etmeyi de ihmal etmeyiz. Peki neden böyle diye sordu. Çünkü biz inanırmış gibi konuşmaya önem veririz ama konuştuğumuz gibi yaşamaya önem vermeyiz dedim.”( Prof. Dr. Ali Murat Vural, “Mış gibi yapmak meselesi...” http://www.guzelliksanati.com/artikel.php?artikel_id=416 )

Evet bu kadar güzel anlatılabilir “mış gibi yapmak” meselesi. Sizin olmayan araştırmayı ve başkalarının araştırmalarıyla karıştırarak ortaya koyduklarınız, olmayan araştırmayı olmuş, verilmemiş emeği verilmiş gibi göstermek hangi aklın ve ne çeşit bir ahlakın ürünüdür? Bir toplumun eğitimcisi mış gibi yaparsa, onun, kendi  çocuklarını da öğrencilerini de pornocu olmaktan da yalancı olmaktan da koruması mümkün değildir! Demokrat eğitimciler olarak yalan üzerinde de önemle duruyorsunuz. Araştırmanızda öğrenciler CHAT yaparken YALAN söyleme davranışını kolayca kazanmaktadır, gibi bir sonuçtan bahsetmektesiniz. Hangi ölçütler içinde, nasıl tespit ettiniz? Nereden çıkardınız bu yargıyı? Sanal alemde yapılan sohbette, araç, yani PC çocuklara yalan söylemeyi mi telkin ediyor! Eğitimciler bilir, çocuk yalan söylemeyi öncelikle aileden öğrenir. Yetişkinleri taklittir çocuğu yalana iten. Yetişkinler kendi aralarında ve daha da önemlisi, çocuklara yalan söylerler. Çocuk bunu gözlemler. Bunun da ötesinde yetişkinler, bazen çocuğun yalan söylemesini isterler. Dün evdeydik diyeceksin, derler. Çocuk evde olmadıklarını bilir elbet. Babanın hoşlanmayacağı bir şey yapan anne, çocuğuna “Bunu yaptığımı babana söylemeyeceksin, benzeri tembihlerde bulunur. Eğlenceye giden ana-baba yavrusuna sağlık sebepleriyle doktora gidiyorum derse, kapı veya telefon çaldığında kendisi için çocuğuna yok dedirtirse, o çocuğun doğru olması mümkün değildir. Müfettiş veya okul müdürü size şunu sorarsa şöyle cevap verin diyerek çocuğu yalan söylemeye aileden sonra öğretmenlerde alıştırabilir. Çocuklar ve gençler öğretmenlerinin ortaya koyduğu tutarsızlıkları çok net gözlerler. Bu tür olaylar hayatta çokça yaşanıyor. Yoksa sizin kalp tespitinizdeki gibi çocuk sanal ortamda sohbet yaparken yalan söyleme davranışını edinmez. Zaten ailesinde veya okullarda yalana alıştırılmış olan bir çocuk chat yaparken edinmiş olduğu davranış türünü doğal olarak devam ettirir. Daha önce yalan söyleme davranışı kazandırılmayan çocuk, chat yaparken yalan söylemez. Gerçek alemde yalan söyleyen çocuğun da, yetişkinin de, sanal alemde de yalan söylemesi kaçınılmaz bir sonuçtur.


Demokrat hocalarımız, araştırma sonuçlarında, internet kafelerin gençliği teknolojiyle tanıştırmak ve eğitmekten çok, kötü alışkanlıklar kazandırdığını, kontrolsüz durumda bulunan kimi internet kafelerin gençliğin etik gelişimine zarar verdiğini cinsel sapma ve sapkınlıkları artırdığını tespit emişler! İnternet kefelerin kontrolsüz durumda olmadığını, olamayacağını, yasalar çerçevesinde son derece sıkı denetlendiklerini yukarıda açıkladık. Gerçi Türkiye'deki internet kullanımının yüzde 67.5'inin internet kafeler üzerinden gerçekleştirildiği açıklamalarıyla, internet kafelerin gençliği teknolojiyle tanıştırmaktan ve eğitmekten çok, kötü alışkanlıklara yönelttiği konusu çelişse de pek önemi yok. Araştırma çakma olduğu için ne söylesek gider diye düşünüyorlar herhalde!

Varılan sonuçların neresinden tutsanız elinizde kalıyor. İnternet kafeler öğrencilerde aşırı para harcama davranışı geliştirmekteymiş. Nasıl bir mantıktır bu? Hiç mi iktisat okumadınız sayın hocalar. İhtiyaçlar, arz ve talep kanunları sizler için ne ifade ediyor? Bu mantıkla siz okul kantinlerini, okul çevresindeki ticari işletmeleri, kitapçıları kırtasiyecileri, yiyecek içecek satıcılarını, büfeleri kapatırsınız. Bu işletmelerin hepsinin öğrencilerde aşırı para harcama davranışı geliştirdiğini iddia etmek pekâlâ mümkündür! Bildiğiniz üzere parası olan harcar, olmayan harcamaz, daha doğrusun harcayamaz sayın demokrat hocalarım. Parası olmayan harcayamaz. Çocuklara para harcamanın ölçüsü ailede ve eğitim kurumlarında öğretilir. Ayrıca paranın harcanması ve sıcak ekonominin içinde olması iktisaden iyi bir şeydir. Keşke bu ülkede para harcayamayan çocuklar hakkında bir basın açıklaması yapsaydınız. Fatma K. Barbarosoğlu’nun 17 Aralık 2010 da Yeni Şafak Gazetesinde yayınladığı “Allah'tan bir defacık tost isteyen çocuklar ve 2011 bütçesi” başlıklı makaleyi okusaydınız! (http://www.yenisafak.com/yazarlar/fatmakbarbarosoglu/allahtan-bir-defacik-tost-isteyen-cocuklar-ve-2011-butcesi-25345) Okusaydınız şayet,  Bursa da görev yapan Din Dersi ve Ahlak öğretmeninin çocuklara Allah'a (CC) mektup yazın dediğinde, bir çocuğun. "Tostun hep kokusunu biliyorum Allah'ım. Tadını çok merak ediyorum. Hayatımda bir defa tost yemek istiyorum. Bir defa." diye seslendiğinden haberdar olurdunuz. Bir okuyucu b u makaleyi okuduktan sonra “yürek burkucu, insanın içinin yağlarını eriten bir Türkiye gerçeği” diye yorumlarken başka bir okuyucu ise “bu güne dek yediği tüm tostları insanın boğazına dizdiren dua” tespitinde bulunmuş. Çok doğru, çünkü bu yazıyı okuyan bizlerinde yediğimiz bütün tostlar boğazımıza dizildi. Ve aklımıza, Allah’tan bir kerecik olsun  tost isteyen bu çocuğun birgün olsun PC başına oturup, bilgisayar-internet teknolojisiyle tanışmadığı gerçeği geldi. Keşke demokrat hocalarımız olarak bu makaleyi okuyup bize gelseydiniz de, bu tür çocukları İstanbul’daki ve hatta Türkiye’deki internet kafeler vasıtasıyla parasız olarak PC teknolojisiyle tanıştırmanın, onları çağın araçlarıyla donatmanın projelerini beraberce yapsaydık!

Demokrat Eğitimciler Sendikası’nın , gerçek dışı iddialarla ülkemizdeki binlerce internet kafe işletmecisinin kişilik haklarına tecavüz ettiğinin, onları zan altında bıraktığının, onlara iftira attığının farkında bile olmaması çok üzücüdür. Söz konusu demokrat eğiticilerin gençlere, iyi bir model olmak gibi sorumlulukları olduğunu hatırlatırsak kabalık yapmış olur muyuz? Görevlerini layıkıyla yerine getirip getirmedikleri konusunda özeleştiri yapmalarını talep etsek, bilmedikleri konularda biliyormuş gibi beyanda bulunmamayı tavsiye etsek haddimizi aşmış olur muyuz acaba? Çocuklarımızı okullarda gereği gibi eğitmeyenlerin bütün sorumluluğu internet kafelere ve internet teknolojisine yıkmaları traji komik olduğu kadar dramatik bir olgudur. Demokrat eğitimciler sendikası olduğunu söyleyenlerin Türkiye gerçeğinden bu kadar uzak olmalarını anlamakta çok zorlanıyoruz.

Yanlış yapıyorsunuz saygıdeğer demokrat hocalar. Victor Hugo der ki; İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır. Lütfen adil olun. Adil olmak bilgiyle mücehhez olmayı da gerektirir. Çağımızda İnternet teknolojisi demokrasinin en önemli dayanaklarından biri haline gelmiştir. Bütün dünya global bir köy olmuştur. Yeryüzünün öbür ucundaki gelişme saniyeler içinde evimize, ofisimize ulaşmaktadır. İnternet kafeler, bu teknolojinin insanlara tanıtıldığı, öğretildiği, yaşatıldığı mekanlardır. Bu çağda yasaklarla bir yere varamazsınız. İnternet kafeleri kapatalım, internet kullanımına sınırlamalar getirelim anlayışı yanlış bir metottur ve günümüzde Nasreddin Hocanın bindiği dalı kesmesi olarak tasvir edilebilir. Türkiye’de yaşanan sorunları daha önce Batı dünyası yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. İnsanlık her çıkan soruna çözüm ürete ürete ilerlemek durumundadır. Ülkemizin de kendine has meseleleri var. Eğitim ve terbiye sorunlarının eksikliğini toplum olarak had safhada hissediyoruz.Daha dün CNN’de Cüneyt Özdemir’in programında bilimsel kuruluşların Doçent unvanını, verdiği, sonrasında unvanını iptal ettiği “Doktor Frankenstein" lakaplı, Dr. Yusuf Erçin'i izledik. Organ ticareti yapan ve mahkum olan bu kişi 2000-2500 insanın organını 3-6 bin dolara almış ve 100-150 bin dolara İsraillilere satmış. Uluslararası bir suçlu. Milletin gözüne bakarak yalan söylüyor kendini savunmaya çalışıyor. Son derece pişkin. Serveti sorulduğunda insanların yaşı ve serveti sorulmaz diyor. Bu adamı eğitim kurumlarımız yetiştirdi sayın demokrat hocalar. Bundan 4-5 yıl önce çocuk pornocusu bir doktor yakalandı. Düşünebiliyor musunuz!? Çocuk pornoculuğu gibi bir iş yapan tıp doktoru! Bu insanlar internet çağının çocukları değil. Ne yapalım bu durumda. Doktorları ahlaksız, organ mafyacısı ve pornocu mu ilan edelim! Bu satırları yazarken utanıyor ve Türkiye’deki bütün doktorları tenzih ediyoruz. Bu tip münferit tiplerin hayatımızı ellerine teslim ettiğimiz hekimlerle elbette alakası yok. Bir başka örnek verelim. 2002 yılında kamuoyunun yakından tanıdığı İlahiyat Fakültesi Dekanı olan bir profesör Ankara'da Sheraton Oteli'nde kaldığı gece, odasında porno film izlemiş ve basının haber malzemesi olmuştu. Köşe yazarları günlerce bu konuyu işlemişti. Bir yetişkinin mahrem dünyasının haber konusu yapılmasını yadırgamıştık. Ancak hoca "özelimden size ne" diyemedi.  Haber yapan gazeteye “Entelektüel insan olarak elbette porno filmi de göreceğim. Bırakır mıyım, seyrederim. Bunu da tanımam lazım. Sosyal bilimler uzmanı, toplumdaki arızayı gidermek için böyle şeylerin varlığını bilmeli... Bu işleri de öğrendik. Bunları bugüne kadar bilmediğim için kendimi ayıpladım." gibi bir savunma yaptı ve kamuoyunun diline düştü. Aleme verir talkını, kendi yutar salkımı, pozisyonuna düşen hoca konuştukça battı. "Bu millete neler oluyormuş öğrendim. Gençleri bu tehlikeden korumak gerekiyor." gibi bir lafta etti. Bunun üzerine bir yazar, taşı gediğine koydu ve  “İlahi Hoca!  Sanırsınız ki, milletimiz Sheraton Oteli'nin süitine yerleşmiş, kitleler halinde porno izliyor.  "Gençleri korumak", "toplumdaki arızayı gidermek" isteyenlerin önce kendini "koruması" ve "tamir etmesi" gerekmiyor mu?.....” deyiverdi! (http://www.candundar.com.tr/_old/index.php?Did=767) Yazar önce kendini koru ve tamir et sonra milleti korumaya kalk, önerisinde haksız mı? (Not: Can Dündar isimli şahsın Vatana ihanet eden tescilli bir hain olduğu alenen ortaya çıkmış olmakla birlikte; 14.01.2011 tarihli yazımız içeri, bütünlüğü bozmamak adına olduğu gibi muhafaza edilmiştir.)


Evet sayın demokrat eğitimciler. Sizin yaptığınız türde masa başında bir araştırma yapsak ve desek ki; Sapkınlıkların doğduğu yerler bu tür otellerdir. Denetlenmeli ve buradaki pornografi ortadan kaldırılmalıdır. Vahşice adam öldürmeye kadar varan süreçlerin kaynağı bu tür ortamlardır. Bu tür otellerde hayatını geçiren Cem Garipoğlu’na sevgilisi Münevver’i öldürme ilhamını veren ve sapkınlaştıran bu tür otellerdeki pornografi ve ahlaksızlıktır. Üstelik burada porno, isteyene yasa koruması altında ve bir hizmet olarak sunulmaktadır. Bu konudaki yasalar düzeltilmelidir! Otellerde müşteri istese de bunlar yasaklanmalı ve sıkı denetimle insanlar sapkınlıktan kurtarılmalıdır!!!

Nasıl buldunuz?

demokrat egitimci 3Bu önerilerimizde ve yürüttüğümüz mantıkta akla aykırı hiçbir şey yoktur, fakat akla dayandırdığımız bu tezlerimizi bilimsel verilerle ispat etmedikçe, sahih bilgiye dayandırmadıkça, boş laf etmiş, birilerine iftira ve haksızlık yapmış oluruz! 60-70 yaşında bir ilahiyatçıya sapık diyebilir miyiz? Elbette diyemeyiz ama o’da insan. Cinsel güdülere sahip. Toplumumuzdaki cinsel açlık ve tatminsizlik belki onda da mevcut. Toplumuzda cinsel eğitimin son derece yetersiz ve neredeyse yok denecek kadar kıt olduğu gerçeğini de görebilirsek, benzeri olaylara rastladıkça, bunların sebepleri internet kafelerdir, internet teknolojisidir peşin hükmünden kurtulur, çağı idrak eder, ucuz kahramanlıklara da soyunmayız. İnternet çocuklar üzerinde elbette zararlı olabilir ve oluyor da. Fakat zararlı etkiler, geneli itibariyle internet kafelerde değil, serbest ev kullanıcılarında söz konusu. Çünkü ülkenin sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel yapısı itibariyle denetlenemeyecek nitelikteki tek alanı evler. Bizim bildiğimiz gerçek şu. Ekonomik hayat içinde ezilen ebeveynler çocuklarına çok vakit ayıramıyorlar. Çocukları sorun çıkartmıyorsa, evde sessizlik varsa sorun yok diye düşünüyorlar. Anne oturma odasında üçüncü sınıf pembe dizisini seyrediyor. Baba ise salonda bir yandan meşrubatını veya çayını yudumlarken, Galatasaray’ın yeni stadında Galatasaray Ajax maçını izliyor. Çocuklar daha da mutlu! Çünkü odalarında denetimsiz olarak internet denizinde yüzüyor ve zararlı siteler karşısında korumasız. Ama ev ahalisi toptan memnun. Anne baba çocuğunu koruyacak teknik bilgiye zaten sahip değil. Olsa bile çocuğun bilgisi daha fazla olduğu için çoğu zaman onları atlatıyor. Çünkü çocuk annesinin babasına, babasının annesine yalan söylediğine defalarca tanık olmuş. İşte Türkiye gerçeği budur sayın eğitimciler. Bu gerçeği dile getirin ve zaten korumanın olduğu internet kafelerde değil, olmadığı evlerde çocuklarımızı nasıl koruyabiliriz üzerine kafa yoralım ve projeler üretelim. Çağın gerçek, önemli ve öncelikli sorunlarından biridir bu! Herkesin hepimizin teyakkuzunu gerektiren, halletmek zorunda olduğumuz, MIŞ GİBİ YAPARAK asla çözemeyeceğimiz bir sorun! Aksi takdirde siz demokrat eğitimciler öğrencileri internetin zararlarından koruyorMUŞ, çocuklarımızı okullarda mükemmelen yetiştiriyorMUŞ gibi yapacaksınız, hiçbir meselesi çözülemeyen toplum, eğitimcilerin verdiği zararlar nedeniyle az gelişmiş ve geri kalmış olmaya mahkum olacak. Bunu mu istiyorsunuz gerçekten!

Türkiye tam demokrat olmayan, fakat demokrasisini hızla inşa etmeye çalışan bir ülke. Demokrat Eğitimciler Sendikası internet sitesinde şöyle bir beyanat var: Türkiye'nin sanal gündemlerle yönelmeye çalışıldığını ve biran önce gerçek gündemine dönmesi gerektiğini söyleyen Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Genel Başkanı Gürkan Avcı, Politikacıların, ‘Engellilerin, kadınların ve gençlerin çalışma hayatına katıldığı bir Türkiye’, ‘Okul öncesi eğitim ve ortaöğretimde okullaşma oranında yüzde 100’lere ulaşmış bir Türkiye’, ‘Derslik başına öğrenci sayısında 20 öğrenciyi yakalamış bir Türkiye’, ‘Katılımcı, özgürlükçü sivil bir anayasası olan ve her vatandaşını kucaklayan bir Türkiye’, ‘Hayallerini gerçeğe dönüştürmüş, güçlü bir potansiyele ve dinamizme sahip Büyük Türkiye’ gündemini tartışması gerektiğini söyledi”

Aynı fikirdeyiz. Hayallerini gerçeğe dönüştürmüş, güçlü bir potansiyele ve dinamizme sahip Büyük Türkiye idealine ulaşmak için internet teknolojisine ve bu teknolojinin sunulduğu internet kafelere ne kadar ihtiyaç olduğunun farkında olmanızı diliyoruz. İnternete ve internet kafelere saldırarak, yasaklara kapı aralayan anlayışları meşru hale getirerek katılımcı, özgürlükçü demokratik bir Türkiye kurulamayacağını bilmek gerekir. Adı demokrat olan bir tüzel kişilikten demokratça tavırlar ve yaklaşımlar beklenir. Yasaklardan medet umarak çağın gerisine düşmeden, karşılaşılan sorunları adım adım, ilmek ilmek çözerek, çare üreterek yürümek zorunda olduğunuzu ve olduğumuzu biliniz. İsminizle müsemma olmanız umudunu hâla muhafaza ediyor, yaptığınız hatayı telafi etmenizi bekliyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

İstanbul İnternet Kafeciler Esnaf Odası Yönetim Kurulu Adına

Metin BALTAOĞLU
İİK Oda Bşk.

Haber Bülteni Aboneliği

captcha 

İletişim

map1
Adres: Osmanağa Mah. Halitağa Cad. Şemsitap Sok. No:8 D:3

34714 Kadıköy/ İST.

İstanbul
İnternet Kafecileri
Esnaf Odası Başkanlığı

  (+90) 0216 345 69 00

  This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.