Demokrat Eğitimciler Sendikasına Açık Mektup

Demokrat hocalarımız, araştırma sonuçlarında, internet kafelerin gençliği teknolojiyle tanıştırmak ve eğitmekten çok, kötü alışkanlıklar kazandırdığını, kontrolsüz durumda bulunan kimi internet kafelerin gençliğin etik gelişimine zarar verdiğini cinsel sapma ve sapkınlıkları artırdığını tespit emişler! İnternet kefelerin kontrolsüz durumda olmadığını, olamayacağını, yasalar çerçevesinde son derece sıkı denetlendiklerini yukarıda açıkladık. Gerçi Türkiye'deki internet kullanımının yüzde 67.5'inin internet kafeler üzerinden gerçekleştirildiği açıklamalarıyla, internet kafelerin gençliği teknolojiyle tanıştırmaktan ve eğitmekten çok, kötü alışkanlıklara yönelttiği konusu çelişse de pek önemi yok. Araştırma çakma olduğu için ne söylesek gider diye düşünüyorlar herhalde!

Varılan sonuçların neresinden tutsanız elinizde kalıyor. İnternet kafeler öğrencilerde aşırı para harcama davranışı geliştirmekteymiş. Nasıl bir mantıktır bu? Hiç mi iktisat okumadınız sayın hocalar. İhtiyaçlar, arz ve talep kanunları sizler için ne ifade ediyor? Bu mantıkla siz okul kantinlerini, okul çevresindeki ticari işletmeleri, kitapçıları kırtasiyecileri, yiyecek içecek satıcılarını, büfeleri kapatırsınız. Bu işletmelerin hepsinin öğrencilerde aşırı para harcama davranışı geliştirdiğini iddia etmek pekâlâ mümkündür! Bildiğiniz üzere parası olan harcar, olmayan harcamaz, daha doğrusun harcayamaz sayın demokrat hocalarım. Parası olmayan harcayamaz. Çocuklara para harcamanın ölçüsü ailede ve eğitim kurumlarında öğretilir. Ayrıca paranın harcanması ve sıcak ekonominin içinde olması iktisaden iyi bir şeydir. Keşke bu ülkede para harcayamayan çocuklar hakkında bir basın açıklaması yapsaydınız. Fatma K. Barbarosoğlu’nun 17 Aralık 2010 da Yeni Şafak Gazetesinde yayınladığı “Allah'tan bir defacık tost isteyen çocuklar ve 2011 bütçesi” başlıklı makaleyi okusaydınız! (http://www.yenisafak.com/yazarlar/fatmakbarbarosoglu/allahtan-bir-defacik-tost-isteyen-cocuklar-ve-2011-butcesi-25345) Okusaydınız şayet,  Bursa da görev yapan Din Dersi ve Ahlak öğretmeninin çocuklara Allah'a (CC) mektup yazın dediğinde, bir çocuğun. "Tostun hep kokusunu biliyorum Allah'ım. Tadını çok merak ediyorum. Hayatımda bir defa tost yemek istiyorum. Bir defa." diye seslendiğinden haberdar olurdunuz. Bir okuyucu b u makaleyi okuduktan sonra “yürek burkucu, insanın içinin yağlarını eriten bir Türkiye gerçeği” diye yorumlarken başka bir okuyucu ise “bu güne dek yediği tüm tostları insanın boğazına dizdiren dua” tespitinde bulunmuş. Çok doğru, çünkü bu yazıyı okuyan bizlerinde yediğimiz bütün tostlar boğazımıza dizildi. Ve aklımıza, Allah’tan bir kerecik olsun  tost isteyen bu çocuğun birgün olsun PC başına oturup, bilgisayar-internet teknolojisiyle tanışmadığı gerçeği geldi. Keşke demokrat hocalarımız olarak bu makaleyi okuyup bize gelseydiniz de, bu tür çocukları İstanbul’daki ve hatta Türkiye’deki internet kafeler vasıtasıyla parasız olarak PC teknolojisiyle tanıştırmanın, onları çağın araçlarıyla donatmanın projelerini beraberce yapsaydık!

Demokrat Eğitimciler Sendikası’nın , gerçek dışı iddialarla ülkemizdeki binlerce internet kafe işletmecisinin kişilik haklarına tecavüz ettiğinin, onları zan altında bıraktığının, onlara iftira attığının farkında bile olmaması çok üzücüdür. Söz konusu demokrat eğiticilerin gençlere, iyi bir model olmak gibi sorumlulukları olduğunu hatırlatırsak kabalık yapmış olur muyuz? Görevlerini layıkıyla yerine getirip getirmedikleri konusunda özeleştiri yapmalarını talep etsek, bilmedikleri konularda biliyormuş gibi beyanda bulunmamayı tavsiye etsek haddimizi aşmış olur muyuz acaba? Çocuklarımızı okullarda gereği gibi eğitmeyenlerin bütün sorumluluğu internet kafelere ve internet teknolojisine yıkmaları traji komik olduğu kadar dramatik bir olgudur. Demokrat eğitimciler sendikası olduğunu söyleyenlerin Türkiye gerçeğinden bu kadar uzak olmalarını anlamakta çok zorlanıyoruz.

Yanlış yapıyorsunuz saygıdeğer demokrat hocalar. Victor Hugo der ki; İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır. Lütfen adil olun. Adil olmak bilgiyle mücehhez olmayı da gerektirir. Çağımızda İnternet teknolojisi demokrasinin en önemli dayanaklarından biri haline gelmiştir. Bütün dünya global bir köy olmuştur. Yeryüzünün öbür ucundaki gelişme saniyeler içinde evimize, ofisimize ulaşmaktadır. İnternet kafeler, bu teknolojinin insanlara tanıtıldığı, öğretildiği, yaşatıldığı mekanlardır. Bu çağda yasaklarla bir yere varamazsınız. İnternet kafeleri kapatalım, internet kullanımına sınırlamalar getirelim anlayışı yanlış bir metottur ve günümüzde Nasreddin Hocanın bindiği dalı kesmesi olarak tasvir edilebilir. Türkiye’de yaşanan sorunları daha önce Batı dünyası yaşadı ve yaşamaya devam ediyor. İnsanlık her çıkan soruna çözüm ürete ürete ilerlemek durumundadır. Ülkemizin de kendine has meseleleri var. Eğitim ve terbiye sorunlarının eksikliğini toplum olarak had safhada hissediyoruz.Daha dün CNN’de Cüneyt Özdemir’in programında bilimsel kuruluşların Doçent unvanını, verdiği, sonrasında unvanını iptal ettiği “Doktor Frankenstein" lakaplı, Dr. Yusuf Erçin'i izledik. Organ ticareti yapan ve mahkum olan bu kişi 2000-2500 insanın organını 3-6 bin dolara almış ve 100-150 bin dolara İsraillilere satmış. Uluslararası bir suçlu. Milletin gözüne bakarak yalan söylüyor kendini savunmaya çalışıyor. Son derece pişkin. Serveti sorulduğunda insanların yaşı ve serveti sorulmaz diyor. Bu adamı eğitim kurumlarımız yetiştirdi sayın demokrat hocalar. Bundan 4-5 yıl önce çocuk pornocusu bir doktor yakalandı. Düşünebiliyor musunuz!? Çocuk pornoculuğu gibi bir iş yapan tıp doktoru! Bu insanlar internet çağının çocukları değil. Ne yapalım bu durumda. Doktorları ahlaksız, organ mafyacısı ve pornocu mu ilan edelim! Bu satırları yazarken utanıyor ve Türkiye’deki bütün doktorları tenzih ediyoruz. Bu tip münferit tiplerin hayatımızı ellerine teslim ettiğimiz hekimlerle elbette alakası yok. Bir başka örnek verelim. 2002 yılında kamuoyunun yakından tanıdığı İlahiyat Fakültesi Dekanı olan bir profesör Ankara'da Sheraton Oteli'nde kaldığı gece, odasında porno film izlemiş ve basının haber malzemesi olmuştu. Köşe yazarları günlerce bu konuyu işlemişti. Bir yetişkinin mahrem dünyasının haber konusu yapılmasını yadırgamıştık. Ancak hoca "özelimden size ne" diyemedi.  Haber yapan gazeteye “Entelektüel insan olarak elbette porno filmi de göreceğim. Bırakır mıyım, seyrederim. Bunu da tanımam lazım. Sosyal bilimler uzmanı, toplumdaki arızayı gidermek için böyle şeylerin varlığını bilmeli... Bu işleri de öğrendik. Bunları bugüne kadar bilmediğim için kendimi ayıpladım." gibi bir savunma yaptı ve kamuoyunun diline düştü. Aleme verir talkını, kendi yutar salkımı, pozisyonuna düşen hoca konuştukça battı. "Bu millete neler oluyormuş öğrendim. Gençleri bu tehlikeden korumak gerekiyor." gibi bir lafta etti. Bunun üzerine bir yazar, taşı gediğine koydu ve  “İlahi Hoca!  Sanırsınız ki, milletimiz Sheraton Oteli'nin süitine yerleşmiş, kitleler halinde porno izliyor.  "Gençleri korumak", "toplumdaki arızayı gidermek" isteyenlerin önce kendini "koruması" ve "tamir etmesi" gerekmiyor mu?.....” deyiverdi! (http://www.candundar.com.tr/_old/index.php?Did=767) Yazar önce kendini koru ve tamir et sonra milleti korumaya kalk, önerisinde haksız mı? (Not: Can Dündar isimli şahsın Vatana ihanet eden tescilli bir hain olduğu alenen ortaya çıkmış olmakla birlikte; 14.01.2011 tarihli yazımız içeri, bütünlüğü bozmamak adına olduğu gibi muhafaza edilmiştir.)

Haber Bülteni Aboneliği

captcha 

İletişim

map1
Adres: Osmanağa Mah. Halitağa Cad. Şemsitap Sok. No:8 D:3

34714 Kadıköy/ İST.

İstanbul
İnternet Kafecileri
Esnaf Odası Başkanlığı

  (+90) 0216 345 69 00

  This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.