Demokrat Eğitimciler Sendikasına Açık Mektup

Demokrat Eğitimciler Sendikası şunu bilmelidir ki; Bu %5-7 oranındaki işletmeci, kasap olsa, eşek eti, kedi köpek eti satardı? Doktor veya eczacı olsa, ilaç veya tıbbi işlem yolsuzluklarına karışırdı. Bilim adamı olsa, başkalarının emeklerini çalar çırpardı. Öğretmen olsa, derste öğretmediğini özel derste öğretir veya kitapçılarla kırtasiyecilerle dershanelerle ortak çalışıp öğrencilerini soyardı? Yani bu durum bir ahlak sorunudur.

Sizler eğitimcisiniz, çok iyi bilirsiniz. Ahlaksızlıkta, ahlakta ancak bir takım oyunu olduğunda gerçekleşebilir. Herkesin birden bu değirmene su taşıması gerekir. Şimdi biz size soruyoruz. Yapmadığınız araştırmayı yapmış gibi, yapmak, yalan yanlış bilgilerle kamuoyunu yanıltmak, internet kafecilerin ekmeğiyle oynanacak bir süreci başlatmada tetikçilik yapmak nasıl bir ahlakın gereği!

Prof.Dr. Doğan Cüceloğlu’nu tanır mısınız bilmiyoruz. Bütün ülkenin çok saygı duyduğu, gerçek demokrat, bir bilim adamı ve eğitimcidir. Onun “Mış gibi yaşamlar” adlı kitabını sizlere tavsiye ediyoruz. Ancak biliyoruz ki, kitabı okumak başka şey, anlayıp ders çıkarmak başka şeydir. Size Cüceloğlu hocadan bir hatırayı nakledersek meramımızı belki daha net anlatabiliriz. Hoca bir hatırasında şöyle diyor;

“Amerika’dan gelen misafirime su verdim, boğazına kaçtı, öksürdü, “helal” dedim. Anlamadı. Ne anlama geliyor diye yüzüme baktı. Anlatmaya çalıştım. Amerika’da 25 yıl bulunmuş, orada ders vermiş biri olarak kavramın bizdeki anlamını veremediğimin farkındaydım. Amerikan İngilizcesinde bu denli güçlü bir kavram bulamıyordum. “Helal” kavramını daha iyi anlatabilmek için “haram” kavramını anlatmaya çalıştım. Suyu ben verdim; verdiğim suyu helal ediyorum, bu sana haram değil, sana bir kötülük olmasın diyerek niyetimi belli ettim. Helal etmesen ne olur dedi. “Kul hakkıyla karşıma gelmeyin” anlayışından söz ettim. Dikkatle dinledi. Bu dediğin bir değer olarak yaşıyor mu, yoksa bir slogan gibi konuşulan alışkanlık haline gelmiş bir söz mü? diye sordu. Ne fark eder eder? diye sordum. Gerçekten değer olarak yaşıyorsa ülkenizde rüşvet ve hak yeme olmaması, insanların birbirini kazıklamadığı bir toplum olmanız gerekir diye düşünüyorum, dedi.

Göz göze bakıştık. Yalan söyleyemedim. Biz dedim, yalan söyler, kazık atar ve hak yeriz. Ama dürüstlüğü dilimizden düşürmeyiz. Güçsüzsen, arkan yoksa, sıradan vatandaşsan, bu ülkede hakkını araman zor, elde etmen daha da zor. Örneğin, rüşvet vermeden inşaat ruhsatı alman mümkün değildir ve bunu herkes bilir. Rüşvet alanların çoğu oruç tutar, rüşvet alan belediyeler Ramazanda iftar sofraları kurar ve bu sofralarda hakkını helal etmekle ilgili konuşursan, Yüce Allah’ın “karşıma kul hakkıyla çıkmayın,” dediği bir dinimiz olduğu söylenir. Bunu rüşvet alanlar söyler. Söylediğimiz yalana inanana enayi olarak bakarız ve onu kazıklamaya hak kazanırız. Ama içtiğin suyu helal etmeyi de ihmal etmeyiz. Peki neden böyle diye sordu. Çünkü biz inanırmış gibi konuşmaya önem veririz ama konuştuğumuz gibi yaşamaya önem vermeyiz dedim.”( Prof. Dr. Ali Murat Vural, “Mış gibi yapmak meselesi...” http://www.guzelliksanati.com/artikel.php?artikel_id=416 )

Evet bu kadar güzel anlatılabilir “mış gibi yapmak” meselesi. Sizin olmayan araştırmayı ve başkalarının araştırmalarıyla karıştırarak ortaya koyduklarınız, olmayan araştırmayı olmuş, verilmemiş emeği verilmiş gibi göstermek hangi aklın ve ne çeşit bir ahlakın ürünüdür? Bir toplumun eğitimcisi mış gibi yaparsa, onun, kendi  çocuklarını da öğrencilerini de pornocu olmaktan da yalancı olmaktan da koruması mümkün değildir! Demokrat eğitimciler olarak yalan üzerinde de önemle duruyorsunuz. Araştırmanızda öğrenciler CHAT yaparken YALAN söyleme davranışını kolayca kazanmaktadır, gibi bir sonuçtan bahsetmektesiniz. Hangi ölçütler içinde, nasıl tespit ettiniz? Nereden çıkardınız bu yargıyı? Sanal alemde yapılan sohbette, araç, yani PC çocuklara yalan söylemeyi mi telkin ediyor! Eğitimciler bilir, çocuk yalan söylemeyi öncelikle aileden öğrenir. Yetişkinleri taklittir çocuğu yalana iten. Yetişkinler kendi aralarında ve daha da önemlisi, çocuklara yalan söylerler. Çocuk bunu gözlemler. Bunun da ötesinde yetişkinler, bazen çocuğun yalan söylemesini isterler. Dün evdeydik diyeceksin, derler. Çocuk evde olmadıklarını bilir elbet. Babanın hoşlanmayacağı bir şey yapan anne, çocuğuna “Bunu yaptığımı babana söylemeyeceksin, benzeri tembihlerde bulunur. Eğlenceye giden ana-baba yavrusuna sağlık sebepleriyle doktora gidiyorum derse, kapı veya telefon çaldığında kendisi için çocuğuna yok dedirtirse, o çocuğun doğru olması mümkün değildir. Müfettiş veya okul müdürü size şunu sorarsa şöyle cevap verin diyerek çocuğu yalan söylemeye aileden sonra öğretmenlerde alıştırabilir. Çocuklar ve gençler öğretmenlerinin ortaya koyduğu tutarsızlıkları çok net gözlerler. Bu tür olaylar hayatta çokça yaşanıyor. Yoksa sizin kalp tespitinizdeki gibi çocuk sanal ortamda sohbet yaparken yalan söyleme davranışını edinmez. Zaten ailesinde veya okullarda yalana alıştırılmış olan bir çocuk chat yaparken edinmiş olduğu davranış türünü doğal olarak devam ettirir. Daha önce yalan söyleme davranışı kazandırılmayan çocuk, chat yaparken yalan söylemez. Gerçek alemde yalan söyleyen çocuğun da, yetişkinin de, sanal alemde de yalan söylemesi kaçınılmaz bir sonuçtur.

Haber Bülteni Aboneliği

captcha 

İletişim

map1
Adres: Osmanağa Mah. Halitağa Cad. Şemsitap Sok. No:8 D:3

34714 Kadıköy/ İST.

İstanbul
İnternet Kafecileri
Esnaf Odası Başkanlığı

  (+90) 0216 345 69 00

  This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.